Köpeğiniz Size Ne Anlatmaya Çalışıyor? Stres ve Vücut Dili
Hep o bitmek bilmeyen enerjileriyle, gülen yüzleri ve sallanan kuyruklarıyla tanırız onları. Oysa içlerinde kopan fırtınaları pek göremeyiz çoğu zaman. Stres, kaygı, korku… Sadece insanlara ait bir yük sanırız bunları. Oysa onların o sadık ve sevgi dolu dünyalarında da başa çıkamadıkları koca koca dertler vardır.
Üzerinize kapıyı çekip işe gittiğinizde başlayan o derin yalnızlık korkusu mesela… Ya da dışarıda aniden patlayan bir havai fişek sesi. Bazen aileye katılan yeni bir üye, bazen de sadece yeterince koşup oynayamamak bile yeterlidir dengelerini bozmaya. Bir anda bambaşka birine dönüşüverir en uysal can dostumuz.
Peki nasıl anlatırlar bize dertlerini?
Kelimeleri yoktur belki ama, tüm bedenleriyle bağırırlar aslında “İyi değilim!” diye. Yeter ki doğru bakmasını bilelim:
Siz yokken evi savaş alanına çeviriyor, kapı pervazlarını veya en sevdiğiniz ayakkabıları kemiriyorsa hınçla,
Durduk yere, saatlerce havlıyor veya uluyorsa gökyüzüne doğru,
Sürekli volta atıyor, bir saniye olsun kıvrılıp yatamıyorsa huzursuzca,
Ortada bir sıcaklık veya yorgunluk yokken nefes nefese kalıyor, sürekli burnunu veya dudaklarını yalıyorsa,
Gözlerinin beyazı normalden çok daha fazla görünüyorsa (balina gözü) ve kulaklarını kafasına yapıştırıyorsa korkuyla…
Bilmeliyiz ki bu bir yaramazlık değil, sessiz bir yardım çığlığıdır.
Şifa nerede saklı?
Çözüm, onların bize sunduğu o karşılıksız sadakate, aynı derin şefkatle karşılık vermekte gizli. Bazen sadece enerjisini atabileceği, toprağı doya doya koklayabileceği uzun bir doğa yürüyüşüdür ilacı. Çünkü dünyayı burunlarıyla okur köpekler; o kokuları takip etmek zihinlerini sakinleştirir.
Evde yalnız kaldıklarında zihinlerini meşgul edecek ödül dolu zeka oyuncakları, kemirme kütükleri iyi gelir o kaygılı ruhlarına. Kendi başlarına kalabilecekleri, “burası benim güvenli kalem” diyebilecekleri bir yatakları veya kulübeleri olmalı mutlaka. Ve en önemlisi, alıştıkları o düzeni, yürüyüş ve mama saatlerini bozmamak gerekir elden geldiğince.
Ama sevgiyle, oyunla, uzun yürüyüşlerle çözülmüyorsa bu düğüm… Günler geçtikçe huyu suyu daha da karanlık bir hal alıyorsa, vakit kaybetmeden bir veteriner hekimin kapısını çalmak en doğrusudur. Çünkü bazen, anlatamadıkları fiziksel bir acının yansımasıdır bu hırçınlıklar.
Unutmayalım; onlar bahçemizin bekçisi veya anlık bir heves değil, ailemizin ta kendisidir.
